Mannheim'den Intibalar (2)
Yaptığımız konuşmaları takip etmek üzere gelenler arasında, her düşünce ve görüşten şahıs ve heyetlerin yer almış ve kaynaşmış olmasından da anlıyoruz ki, ülke dışındaki soydaşlarımızın bulunduğu her yerde, bu neviden etkinliklere son derece ihtiyaç duyulmaktadır. O itibarla da, gerek ilgili resmî makamların, gerekse sivil kuruluş ve bilim adamlarımızın, gurbetçilerimize sahip çıkmaları, fikren ve rûhen onları doyuracak girişimlerde bulunması kaçınılmazdır. Bu arada, toplantımızı yakından izleyerek ve bizimle birebir görüşerek, konuşma ve düşüncelerimizi yayınlamak lütfunda bulunan, değerli meslektaşlarımız “Hilâl Tv”den Mustafa Birkan ve “Hürriyet”ten Mustafa Borak kardeşlerimize de, şükranlarımızı sunuyoruz.
Bilindiği gibi, Mannheim, Almanya’da Ren ve Neckar nehirlerinin kavşağında, 300 binin üzerinde nüfusu olan bir kent…XVII.yüzyıl başına kadar bir nevi balıkçı köyü iken, zamanla Protestan mültecilerinin yerleşmesiyle, kent özelliği kazandı. Daha sonraları, tiyatro ve müzik ağırlıklı bir kültür merkezi oldu. XVIII. yüzyıldan kalma, grandüklüğe ait önemli şato, demiryolu, Ren ve Neckar’ın düzenlenmesi ve kömürün gelmesiyle, bölgede sanayi hızla gelişmiş, otomobil(Daimler-Benz), makine donanımları(Brown Boveri), elektronik, plâstik maddeler, selüloz-kâğıt, şeker arıtma tesisleri, petrol rafinerisi gibi tesisler, ağırlık kazanmıştır. Ünlü akademisi, müzeler, heykelcilik ve tiyatrolarıyla, büyük bölümü Şato’da toplanan üniversitesi, galerileri, banliyöleri ve muntazam yerleşim alanlarıyla, gerçekten modern bir kent görünümündedir.İkinci Dünya Savaşı sırasında, müttefiklerin ağır bombardımanına maruz kalmasına rağmen, bugün de, sanayi ve kültür merkezi olma hüviyetini koruyan kentte, ilâç ve kimya sanayii üretimi yapan ve 27 km. uzunluğundaki açık alan üzerine oturmuş bir fabrikada(BAST), 70 bin personel çalışıyor olduğunu ve anayollar üzerinde 15 giriş-çıkış kapısının bulunduğunu öğreniyoruz.
Bütün bunlara rağmen, gündüzleri ve özellikle mesai saatlerinde, cadde ve sokaklarda, çok az insana rastlanmakta, çocuk ve gençler bile görülmemektedir…Yâni, Mannheim’de büyük küçük herkes, kendi işinde gücünde, huzur ve sükûn içinde hayatını yaşıyor…
Yine bu arada, Mannheim’de konakladığımız Wortburg Oteli’nin son derece nezih ve ferahlığının yanında, aynı şehrin, hemen bütün belli başlı cadde ve sokaklarında rastladığımız, Türk kardeşlerimize ait, beyaz eşya mağazaları, lokanta, restoran, kafe ve pastanelerde, temizlik ve kaliteye önem verildiği gibi, müşterilere gösterilen saygı ve nezaketten duyulan memnuniyeti de belirtmek istiyoruz.Gezdiğimiz bölgeler ve ziyaret ettiğimiz kurum ve kuruluşlarda, Almanların, Türk soydaşlarımızdan hiçbir suretle rahatsız olmadığını ve oradaki Türklerin de, ticarî, sosyal ve kültürel alanda giriştikleri her teşebbüste, büyük başarı, güven ve saygı kazanarak, çevreye intibak etmekte güçlük çekmediklerini, yakından görmüş olmanın sevinç ve bahtiyarlığı içindeyiz


